İki gündür tariflerime aldığım yorumlara hem sinirleniyorum hem gülüyorum. Çok karışık duygular içindeyim açıkçası:) Zeytinyağlı baklaya yapılan bir yorum: Zeytinyağlı baklaya domates konmaz!!!! Hanımfendi yemek yapmanın kanununu yazmış meğer ama ben henüz bu kanundan habersizmişim. Annem beni “birşeyi nasıl yaparsan öyle olur.” diyerek büyüttü. Her yaptığım şeyde de bunu uygularım. Çünkü bir yere varmanın birçok farklı yolu vardır. Sonuç güzel olduktan sonra hangi yolu kullandığının önemi yoktur.  Kaldı ki yemek yapmak sadece bir yerlerden aldığımız tarifleri aynen uygulamak değildir asla. Böyle yapıldığı zaman labaratuvarda yapılan bir kimya deneyinden farkı kalmaz. Önemli olan yemeğe kendi damak tadımıza göre birşeyler katabilmektir.

Aldığım bir başka enteresan yorum da dedesinden kalma tarifleri uyguladığımı öne süren bir okuyucudan. Ben kimseyi zorlamıyorum benim sitemi sürekli takip edin diye. Ya da hiçbir yerde bulamayacağınız tarifler verme gibi bir iddiam da yok. Niye böyle bir eleştiriye maruz kalıyorum anlamadım. Bir de dedelerimizden kalan tariflerin nesi kötü ki bu tarifleri uygulayıp paylaşmıyayım ben.

Belki biraz fazla alınganlık ediyorum. Ama beklediğim methiyeler düzülmesi değil zaten, emeğe biraz saygı sadece. Neyse meyve veren ağaç taşlanırmış diyorum ve dedelerimizden kalma bir başka tarifle devam ediyorum yazıma:)

Malzemeler:

  • 1 kg soyulup doğranmış kabak,
  • 1,5 su bardağı şeker,
  • Süslemek için ceviz, fındık veya hindistan cevizi.

Hazırlanışı:

  1. Kabakları tencerye alıp şekerin tamamını üzerine gezdirin,
  2. Vaktiniz varsa bir gece bu şekilde bekletip kabakların suyunu sakmasını sağlayabilirsiniz,
  3. Ya da benim yaptığım gibi tencereyi hemen kısık ateşe alıp kaynatmaya başlayabilirsiniz, çünkü ocağın ısısıyla kabaklar zaten suyunu salmaya başlıyor,
  4. Kabaklar yumuşayınca ocaktan alıp soğutun,
  5. İstediğiniz şekilde süsleyerek servis yapın.

Afiyet olsun…